Gezirehberim
ANASAYFA YURTİÇİ KAPLICALAR ALTERNATİF        İLETİŞİM  
Abant
Adrasan
Ağva
Akçakoca
Akyaka
Alanya
Altınoluk
Amasra
Assos
Avşa Adası
Ayvalık
Belek
Bodrum
Bozcaada
Dalyan
Didim
Dikili
Erdek
Erikli
Fethiye
Gelibolu
Göcek
İğneada
Kapadokya
Kemer
Kerpe
Kıyıköy
Kuşadası
Marmaris
Mürefte
Trabzon
Uludağ
Türkbükü
Yalıkavak
Yedigöller
 
                                   Alanya
 
 
   Alanya KalesiKandeleri tepesinde yüzyıllar öncesinden kalmanın olgunluğu ve sükuneti içinde uzanan Alanya Kalesi zamanımıza kadar korunabilen tek selçuklu kalesidir. 1225 yılında Roma kale kalıntılarının yerine Anadolu Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat tarafından yeni bir kale yaptırılmıştır. Alaiye Beyleri döneminde önem kazanan bu kale 1471 yılında Osmanlılar tarafından alınmıştır. 83 kule ve 140 burca sahip üç sıra surlarla çevrili olan kale iç ve dış kale bölümlerinden oluşmaktadır. Ayayorgi Kilisesi, Kanuni Sultan Süleyman Camii, Akşabe Sultan Türbesi, Selçuklu Hamamı, Arasta, Bedesten, Sitti Zeynep Türbesi, Sultan Alaaddin Sarayı, irili ufaklı sarnıçlar, deniz feneri, adam atacağı ve zindandan oluşan kale komplike bir tarihi hazinedir.

Alaaddin Camii
Kale Camii, Sultan Süleyman Camii adlarıyla anılan 1231 yılında Sultan Alaaddin tarafından yaptırılmış eser, moloz taş ducarlı, kubbe kasnağının yapısında kesme taşların kullanıldığı, iç mekanı sekizgen kubbe kasnağı üzerine oturan bir camidir. Kubbenin askılık vazifesi gören kısmına akustiği sağlamak için 15 küçük küpçük konmuştur. Caminin kapı ve 14 adet pencere kapakları Osmanlı dönemi oyma işçiliğinin en güzel örneklerindendir.

Selçuklu Hamamı
Alaaddin Keykubat tarafından yaptırıldığı sanılan, iç kalenin doğusundaki burçların yanında, kırmızı tuğla ve harçla yapılan tek kubbeli ve sekiz yüzlü bir yapıdadır. 5m çapındaki kubbesi ile tonozla örtülü küçük bir odası vardır ve suyunun iç kaledeki büyük sarnıçtan künklerle getirildiği anlaşılan hamam Selçuklu'ların temizliğe ve sağlığa verdiği önemin bir abidesidir.

Sitti Zeynep Türbesi
Damlataş Mağarası yolundan kaleye gidilen yol üzerinde bulunan ve Selçuklu döneminden kaldığı sanılan türbe Sitti Zeynep adında bir Erene ait olup Alanyalıla ve Alanya'ya gelenlerce ziyaret edilmektedir.

Kızılkule
Kentin Liman kısmına egemen olan bu sağlam kuleye adını koyu kırmızı renkli taşlar verir. Klikia'lı korsanlardan kalma eski bie kale kalıntısının yerine 1226 yılında Alaaddin Keykubat döneminde yaptırılmıştır. Kule konumu, planı, yapı tekniği ve kitabeleri ile Anadolu yapı sanatının eşsiz bir örneğidir. Üç adet kitabesi bulunan kulenin kapı yazıtında Sinop Kalesi'ni yapan Halepli Ebu Ali Reha El Kettani'nin eseri olduğu yazılmaktadır. Diğer iki kitabede Alaaddin Keykubat'a methiyeler bulunmaktadır. Sekizgen planlı kulenin her duvarı 12,5 m genişliğinde ve yüksekliği 33 m dir. İki açık, üç kapalı toplam beş kattan oluşan kuleye çok geniş ve yüksek olan 85 basamakla çıkılır. Tersanenin bekçisi olan kule 1951-1953 yılları arasında köklü bir restorasyon yapılarak etnoğrafya müzesi olarak ziyarete açılmıştır. Üç ayrı kuleyi ve üst kaleyi çevreleyen uzun bir duvarla bağlanır. Kule bir benzerinin bulunmaması ve limandaki heybetli görüntüsü ile ziyaretçilerini hayretler içinde bırakmaktadır

 

Damlataş Mağarası, 1948 yılında Alanya İskelesi yapımında kullanılmak üzere taş ocağı olarak tespit edilen alanda patlatılan bir dinamit sonrasında tesadüfen bulunmuş. Patlama sonrasında açılan delikten lüks lambalarla içeri girenler, gördükleri güzelliklerden hayrete düşüp açılan deliği hemen kapatırlar. Dinamitleme işini de başka tarafa kaydırırlar. Büyük bir ilgi ile konunun üzerine eğilen Galip Dere böyle bir eserin Alanya’ya kazandırılması için bütün ilgilileri göreve davet eder. Dere, günlük gazetelerin birisinde II. Dünya Savaşı’nın korkunç günlerinde atılan gaz bombalarından korunmak için bir mağaraya sığınan Almanlar’dan astım hastası olanların şifa bulduğuyla ilgili haberi okuyunca aklına, korumaya aldıkları mağara gelir. Okuduğu gazetenin o bölümünü keserek zamanın Alanya Milletvekili Ahmet Tokuş yanına koşar. Tokuş da doğup büyüdüğü memleketine hizmet düşüncesiyle vakit geçirmeden ilgililerin Alanya’ya gelmesini sağlar.

İlk resmi inceleme Jeolog Dr. Timuçin Aygen ve Jeolog Dr. Süleyman Türkünal tarafından yapılır. Alınan çok sevindirici haberler sonrasında doktor ve kimyagerlerden kurulu ikinci bir heyetin incelemesinden sonra bu mağaranın da Almanya’dakinin benzeri özellikler taşıdığı tespit edilir. Merhum Galip Dere mağaranın bulunduğu bu alanı Alanya Belediyesi’ne istimlak ettirerek demir bir kapıyla belli bir süre insanların girip çıkmasını önler. Bir taraftan çevre düzeni ile ilgilenirken çekilen fotoğrafları günlük gazetelere gönderir. Bir taraftan da onları Alanya’ya davet ederek şu başlığın atılmasını sağlar: “Alanya’da bulunan mağara astımlılara şifa dağıtıyor.” İşte bu haber sonrasında Alanya’da büyük bir canlılık başlar. O tarihlerde bulunan oteller ihtiyaca cevap veremediği için belediye hoparlöründen yapılan anonslarla yerli halk, ziyaretçileri misafir eder.

 

Copyright © Gezirehberim.net