|
|
 |
|
| |
BÖLGEYE ULAŞIM:
Çanakkale savaşlarının yapıldığı Gelibolu
yarımdadasına, iki yoldan gidebilirsiniz.
Bunlardan; birincisi: Anadolu üzerinden
gelinen ve Çanakkale üzerinden, feribotlar
ile Eceabat’a ulaşılan yol. Diğer yol
seçeneğiniz ise; İstanbul yada
Edirne üzerinden, Gelibolu İlçesinden
geçilerek, Eceabat’a ulaşılan yol.
Gezimize, Eceabat’dan başlayacağız. sizde,
buraya ulaşım için Eceabat’ı hedefleyin ve
Eceabat’a geldikten sonra,
bilgisayarınızdan, bu satırların yazılı
çıktısını aldı iseniz, bir göz atın ve
muhteşem bir geziye hazır olun. Herhangi bir
rehbere ihtiyaç duymadan, bölgeyi en iyi
şekilde gezebileceksiniz. Çanakkale’ye
düzenlenen gezilerde, daha Milli Park
sınırlarından içeriye girerken, lütfen
dikkatli olun. Milli Park sınırları içinde,
bastığınız her yerde toprağın altında
şehitlerimiz olabilir. Gerçekten de,
Çanakkale savaşları sırasında Gelibolu
yarımadasının hemen her yerinde, kanlı
çatışmalar olmuş, askerleriniz savaş hali
olması nedeniyle, nerede şehit düştüler ise,
oraya gömülmek/defnedilmek zorunda
kalmışlardır.
Hele, büyük çatışmalar sonrası
şehitlerimiz, çoğu kez, toplu gömülmek
zorunda kalınmıştır. Bu nedenle; buraya
gelindiğinde, yere basarken bile hassas
olunmalı, o güzel insanların ruhlarını
rahatsız etmeyecek şekilde buralarda
dolaşılmalıdır. Çanakkale savaşlarının
yapıldığı yıllardan bu yana, o topraklardan
devamlı meçhul askerlerin naaşları çıkmakta,
sanki ” Bizi unutmayın, bizim uğruna can
verdiğimiz davayı unutmayın ” dercesine,
arada bir bize görünerek, asli
vazifelerimizi bizlere
hatırlatmaktadırlar.Zaten bu yüzden,
buralara yeni yol veya herhangi yeni bir
yapı yapılmasına karşıyım, çünkü, inanın
toprağın her santimetre karesinin altında
şehit naaşlarının bulunma olasılığı çok
yüksek. Gelibolu’ya ilk gittiğimde
(muhtemelen 1981 yılı) bu söylenene
inanmamış ve kitabelerin bulunduğu bölgede,
elime bir çomak alıp, toprağı biraz
eşelemiştim ki, inanın insan kemik parçaları
çıktığını görünce ürperdim. Lütfen siz böyle
bir şeyi denemeyin, ama inanın ki, gerçekten
böyle.
KİLİTBAHİR KALESİ:1462 yılında, Fatih
Sultan Mehmet tarafından yaptırılmış.
İsminden de anlaşılacağı üzere, ” denizin
kilidi ” anlamına geliyor. Tam bir strateji
ve ileri görüşlülük harikası. Bugün, surları
hala sağlam olan kale, Çanakkale savaşında,
ordumuz tarafından kullanılmış. Savaş
alanının biraz dışında kaldığı için,
Seddülbahir kalesi kadar yıpranmamış.
Kalenin iç kısmı, ücretli olarak
ziyaretçilere açık. Kilitbahir kalesinden
çıktıktan sonra, yolumuza devam ediyoruz.
Sol tarafımızda, denize bakan kıyıya paralel
olarak uzanan tabyalar ile karşılaşacağız.
Bunlar: Namazgah Tabyaları. Az ileride ise,
Sultan 2 nci Abdülhamit tarafından
yaptırılan, Hamidiye Tabyaları var. Savaş
sırasında, askerlerin barınma, cephanelik
vb. gibi ihtiyaçlarının karşılandığı,
topların mevzilendiği bu tabyalar,
diğerlerine göre daha sağlıklı durumda. Ama,
bugün yine de restore edilmeye ihtiyaçları
var.
Aynı istikamette, biraz ilerleyince, önce
Seyit Onbaşı Anıtını göreceğiz. Anıtın hemen
arkasında ise, yolun karşı tarafından
bulunan küçük tepeye ağaç merdivenlerden
çıktığımızda Mecidiye Tabyasını göreceğiz.
ALÇITEPE KÖYÜ: Bu bölge, tarihe, Kitre savaşları
olarak geçen kanlı çarpışmaların odak noktasıdır. Bu
savaşlarda, binlerce mehmetçik şehit verilmiştir. Bu mevki,
burada yaşayan köylülerin, çevreden topladıkları 10 bin
civarındaki şehit kemiklerini bir araya getirerek gömdükleri
yerdir. Köyün eski adı; Kirte’dir. Savaş başlayınca, burası
harabe haline gelmiştir. Atatürk; 1930 lu yıllarda,
Balkanlardan gelen göçmenlerin bir kısmını buraya
yerleştirerek, bölgeye yeniden hayat kazandırmıştır.
Köylüler, o yıllardan sonra 1970 lere kadar, Çanakkale
savaşı artıkları olan metal malzemeleri, tarlalardan
toplamışlar, bunları hurdacılara satarak geçinmişlerdir.
Bugün bile, hala, bu köy civarındaki topraklardan, kurşun ve
gülle çekirdekleri çıkabilmektedir. Çanakkale savaşlarında,
bu bölgede, bir metrekareye 6000 mermi düştüğünü
düşünürseniz, bu durum normal.
ALÇITEPE KÖYÜ-SALİM MUTLU SAVAŞ ANILARI
MÜZESİ: Bu müze, Alçıtepe Köyünde
yaşayan Salim Mutlu isimli vatandaşımız
tarafından, kendi gayretleriyle kurulmuş.
Kendine ait evin, bir kısmını müze olarak
düzenlemiş. Onun bu gayretini gören yöre
halkı da, yörede buldukları eşyaları buraya
getirmişler ve zamanla müze büyümüş. Mutlaka
görün, gayet güzel bir müze. Ayrıca, özel
teşebbüse ait bir müze olması vasfı da
farklılığı. Alçıtepe köyüne girdiğimiz
yol, sağ tarafa, sargı yerini gösteren
tabelayı takiben dönelim, doğru
ilerlediğimizde az sonra, yolun solunda, köy
mezarlığı ile karşılaşacağız. Mezarlığın
yola bakan yanında bir anıt görünecek, Son
Ok Anıtı.
|

YABANCI ANITLAR-ŞEHİTLİKLER:
Evet, bu gezi planını hazırlarken, yabancı
şehitliklerine ait sizlere ayrıntılı bilgi-belge
sunmak istemedim. Çünkü, herşeye rağmen, bizim için
önemli olan, ülkemizin yabancılar tarafından işgal
edilmesini önlemek adına, canını veren, binlerce
aziz şehidimiz benim için önemli.
Gelibolu yarımadasında, 4 tanesi anıt olmak
üzere, 32 tane yabancı mezarlığı var. Bu mezarlıklar
ve anıtlar, yabancılara Lozan Barış Andlaşmasının
129 ncu maddesince tahsis edilmiş. İngilizler,
Çanakkale savaşı ve Türk Devletinin kurtuluş
savaşının bitiminden hemen sonra girişimlerde
bulunmuşlar ve 3 yıl gibi kısa bir süre sonunda,
Gelibolu topraklarındaki tüm anıt ve mezarlarını
bitirmişler. Örneğin; Helles Anıtı, 1926 yılında
açılmış. Fransızlar ise; İngilizlerden tam 4 yıl
sonra, yani 1930 yılında, Çanakkale’de toplu gömülen
ölülerini tesbip edip bir araya getirmişler ve bu
karaya bir anıt ve mezarlık yaparak, altına
defnetmişlerdir. Halbuki, o yıllarda, bize ait
hiçbir anıt yoktu. Biz, Çanakkale şehitlerimizi,
bundan tam 30 yıl sonra hatırlayacak ve ilk
anıtımızı 1960 yılında açacağız.
Bölgeyi gezerken, yabancı şehitliklerini
gördüğünüzde, o şehitliklerin imarı, tertip, düzen
ve temizliğini sakın imrenmeyin, unutmayın ki, onlar
tüm güçlerini kullanmalarına rağmen ve her türlü
vahşete rağmen, burayı ele geçiremediler, bunun
sıkıntısını asla içlerinden atamazlar. Benim
üzüldüğüm ve gördüğünüzde inanın sizi de üzecek olan
şu; ” Asla ele geçiremedikleri, binlerce ölü
vermelerine rağmen ele geçiremedikleri bazı yerlere,
sonraki yıllarda şehitlik/anıt kurmalarına izin
verilmesi ” Yarımada yeteri kadar büyük,
şehitlik/anıt kurabilecekleri birçok yer olmasına
rağmen, bakıyorsunuz, büyük uğraşlar vererek ele
geçiremedikleri bir kısım toprağımızın üstüne,
şehitlik/anıt kurmuşlar ve şehitlerini gömmüşler,
hani siz canlı iken ele geçiremediniz, bizi sizi
ölünce işte o ele geçiremediğiniz yerlere gömdük,
şehitlik kurduk, anıt kurduk. Böyle mi demek
istediler acaba?Ayrıca; her yıl 25 Nisan tarihinde,
yabancılar, yeteri kadar tören/ayin vs. yapıyorlar
ve hatta günlerce öncesinden ülkemize geliyorlar ve
25 Nisan gününü kutlayıp gidiyorlar. Şöyle ki;
günümüzün Avustralya ve Yeni Zellanda ülkelerinden (
ki bu ülkeler, bizim ülkemize o kadar uzak ki,
harita dahi yerini zor bulursunuz, o derece uzaktan
geliyorlar) gelen insanlar (büyük çoğunluğu genç) 24
Nisan gecesi, Anzak Koyunun bulunduğu yerde
geceliyorlar, gün aydınlanırken, yarı bellerine
kadar denize girip, atalarının, çıkartma esnasında
yaşadıklarını aynen yaşamaya çalışıyorlar.
Gerçekten; bunları bilelim, onlar kendi nesillerini
bu şekilde yetiştiriyorlar, yani o kadar uzaklardan,
Gelibolu yarımadasına, devlet imkanları ile
getiriyorlar genç nesillerini. Milli heyecanı
yaşamalarını sağlamak için yarımadada her türlü
imkanı yaratıyorlar. Bizler ise, daha büyük
kahramanlıklar göstermiş, daha da ötesinde ülkemizin
kurtuluşunda büyük hizmetleri geçmiş, bu hizmeti
kanları ile gerçekleştirmiş atalarımızın yattıkları
bu toprakları belki de hayatımızda hiç görmedik,
belki de birkez gördük, belki de şu an ilk kez
görecez. İnanın, kaçıncı kez geliyor olursanız olun,
gördüklerinizden yine çok etkileneceksiniz. Belki
bazı şeyler size düzensiz gelebilir, örneğin: bir
İngiliz mezarlık/anıtını görünce, aman ne temiz,
aman ne düzenli, bizimkiler bakımsız demeyin, bu
düşüncelerinizde mutlaka haklısınız, ama sonuçta, o
muhteşem savaşı kazanan biz olduk, bu onur bize
kat-kat yeter, orada çok büyük, çok gösterişli
şehitlikler, mezarlar, anıtlar yapmak mümkün, ama
kazanmanın verdiği onuru yaşamak bize daha çok
yakışıyor, ya tersi olsaydı. Düşünün ya tersi
olsaydı, düşünmek bile istemiyorum.
|
|