HeybeliadaHeybeliada,
daha çok mütevazı bir kasabaya benzer. Belki
bunda uzun yıllar adanın sembolü olan Deniz
Harp Okulu ile Deniz Lisesi Komutanlığı'nın
var olması ve bu nedenle adada ayrı bir
disiplinin egemen olmasıdır.
Deniz Harp Okulu Tuzla'ya taşındıktan sonra,
askeri alan Deniz Lise Komutanlığı olarak
hizmetini sürdürmektedir.
İskele çıkışında sağa kıvrılan yol sizi
fayton duraklarına götürür. Sol yanda
çardaklar ya da sundurmalar altında yan yana
çay bahçeleri sıralanmıştır. Sol tarafta
Deniz Lisesi'nin ana giriş kapısı, karşıdaki
yokuşta da bahriyelilerin "Lumbarağzı"
dediği personel giriş çıkışında kullanılan
küçük kapı yer alır.
Yokuşta tırmanmayı sürdürdüğünüz zaman önce
yerleşim alanlarının, mahallelerin içinden
geçer ve Ruhban Okulu'na ve Aya Triada
Manastırı'na ulaşırsınız. Şimdiki adı
Heybeliada Rum Erkek Lisesi olan ve tarihi
hayli eskiye dayanan okulun açılış tarihi
1200'lere uzanıyor. Birçok Ortodoks din
adamı yetiştiren okul, 1971'de Lise'ye
dönüştürüldü. Hiç öğrencisi olmamasına
rağmen müdürü ve yardımcıları görevde.
İskele'den sağa dönüp, çay bahçelerini,
lokantaları ve fayton duraklarını geride
bırakırsanız, Değirmen Burnu'na kadar zevkli
bir yürüyüş yapabilirsiniz.
Değirmen Burnu Piknik
Alanı
Tipik bir kır kahvesinin bulunduğu alana 500
bin TL. ödeyerek girebilirsiniz. Burada
çay ve
kahvenin yanı sıra ızgara çeşitleri de
bulabilirsiniz. Eğer malzemenizi birlikte
getirmişseniz, 1.5 milyon TL.'sına mangal da
kiralayabilirsiniz. Kiralık sözünü etmişken
hatırlatalım. Burada da tıpkı Büyükada'da
olduğu gibi bisikletler saati 1.5 milyon
TL.'sına kiraya veriliyor.
Burnun hemen arkasında Heybeliada Su
Sporları Kulübü yer alıyor. Yürüyerek
ulaştığınız bu bölge, faytoncuların "Küçük
Tur" olarak adlandırdıkları saha. 4 milyon
TL. karşılığı gezdirdikleri güzergah
iskelede son buluyor.
Çarşı içinden başlayan büyük turda, önce
Lozan Caddesi, ardından Refah Şehitleri
Caddesi ve Halkipalas'ın önünden geçilir.
Sağda Kablo Koyu görünür. Burası adını
Burgazada'ya elektrik ileten sualtı
kablosunun başlangıcından almıştır. Ardından
Alman Koyu ve ada çöplüğünü görürsünüz. Sağa
kıvrılan yolda karşınıza Terki Dünya
Manastırı çıkar. Makarios Tepesi'ni geçip
Çam Limanı'na ulaşırsınız. Yazları yatların
uğrak yeri olan Çam Limanı, gerek rüzgara
kapalı doğal yapısı, gerek yatların suya
bastıkları sintineler nedeniyle yüzülemez
haldedir. O yüzden denize girmek için heves
etmeyin. Çam Limanı'nın yükseklerindeki yapı
Heybeliada Senatoryumu'dur.
Son zamanlarda askeri bölge içine alınan Aya
Yorgi Manastırı'nın yanından geçip iskelede
biten büyük turun da fiyatı 7 milyon TL.
Yürümek isteyenlere:
İskeledeki
çarşının arka tarafındaki Aya Nikola
Kilisesi'nin önünden geçip, sağa dönerseniz
Lozan Şehitleri Caddesi'ne çıkarsınız.
Adanın dingin atmosferindeki eski evleri
fotoğraf çekmek isterseniz eğer, size
"memnuniyetle" poz vereceklerdir.
Halk Kütüphanesi sol tarafınızda. Biraz
sonra bir dönemin ünlü yapılarından
Karamanyan Oteli'nden geriye kalan ahşap
yapıyı görürsünüz. Hemen solunda da İsmet
İnönü evi...
Yolun sağ tarafında Halki Palas Oteli
yükselir. Karşısındaki merdivenleri çıkıp
bir patikaya ulaşırsınız. Çamlıklar
arasından üst yola çıkıp, artık müze olan
Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın evi ile burun
buruna gelirsiniz.
Bakın, görün, dinleyin, koklayın, dokunun...
Adada beş duyunuza birden seslenen, hepsine
de ayrı tatlar kazandıran malzemeleri
bulmakta hiç zorlanmayacaksınız...
Kınalıada
Adaların en küçüğü,
İstanbul'a en yakını ve üzerindeki
televizyon yansıtıcıları ile "görüntü"
açısından en "kirli" olanı.
Sayfiye
olarak kullanılan adaların en küçüğü olan
Kınalıada, yaz aylarında müthiş bir
ziyaretçi akınına uğrardı.
İstanbul'a en yakın ada olması nedeniyle,
vapurla bölgeye gelenler, serin sularla bir
an önce kucaklaşmak için sabırsızlanırlar ve
vapurun yanaştığı ilk iskelede kendilerini
atarlardı.
Marmara, temiz bir deniz olduğu zaman durum
böyleydi. Şimdi ise adalılar bile deniz
yerine, kulüplerinin veya evlerinin
havuzlarında serinlemeyi tercih ediyor.
Ziyaretçi sayısı azalsa da, ada yine
farklı... Amaç adaya gelmek, deniz bahane.
Vapurlar eskisi kadar olmasa da yine
kalabalık...
Kınalıada'da fayton yok. Aslında olmasına
gerek de yok. Çünkü bir ucundan, diğer ucuna
en çok 20-25 dakikada ulaşmanız mümkün. Yine
de üşengeç ziyaretçiler için Ayazma Plajı'na
yaz aylarında motor çalışıyor.
Bütün yollar
aynı yere çıkar
İskelenin
tam karşısındaki ikiz Sirakyan evleri,
adanın mimari özellik ve güzellikteki tek
yapısı. Sol taraf balıkçı barınağı ve çay
bahçelerine uzanıyor. Sağ tarafta ise plaj
var. Adanın arkasına geçmek için en pratik
yol doğru karşıya geçmek, tepeyi tırmanmak
ve Hıristo Manastırı'nın bulunduğu yeşil
çayırı aşıp Ayazma Plajı'na inmek.
Gerçi
sağ taraftaki yol da sizi menzile götürür
ama biraz dolambaçlıdır. Üstelik mahalleler
arasından çamlığa çıkan ilk yol sessizliği
ile sizi büyüler. Tabi yokuş tırmanmaktan
yana sıkıntınız yoksa...
Diğer adalara göre daha sarp yamaçlardan ve
küçük koylardan oluşan kıyı şeridi ile çok
sayıda insanın aynı alanı paylaşabilmesine
izin vermez. Buna en uygun alanda da zaten
Ayazma Plajı yer almaktadır.
Ayazma Restoran
Birkaç
yıl öncesine kadar salaş bir kır kahvesi
görünümünde olan Ayazma Restoran, ansızın
silkindi ve "lüks" bir görünüme kavuştu.
Bu da yetmemiş olmalı ki, dünün "kır
kahvesi", artık plajı, havuzu, saunası,
barları, jimnastik salonu ile bir "tesis"
olarak hizmet veriyor.
Yiyecek olarak hamburgerden balığa, kebaptan
et ızgaraya kadarçeşit çok. Cuma ve
cumartesi akşamları ise yemeğinizi canlı
müzik eşliğinde yemeniz mümkün.
Tel: 0 216 381 69 13 - 0 216 381 61
95